Mevlana Celaleddin Rumi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mevlana Celaleddin Rumi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2013 Cuma

DUYDUM Kİ BİZİ BIRAKMAYA

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

MEVLANA

DUY ŞİKAYET ETMEDE HER AN BU NEY

Duy şikayet etmede her an bu ney,
Anlatır hep ayrılıklardan bu ney.

Der ki feryadım kamışlıktan gelir,
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

Ayrılıktan parçalanmış bir yürek
İsterim ben, derdimi dökmem gerek.

Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.

Ağladım her yerde hep ah eyledim,
Gördüğüm her kul için dostum dedim.

Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.

Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerde bir göz, nerde bir candan kulak?

Aynadır ten can için, can ten için,
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

Ney sesi tekmil hava oldu ateş,
Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş!

Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney'e,
Cezbesi aşkın karışmıştır mey'e.

Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem,
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

Kanlı yoldan ney sunar hep arz-ı hal,
Hem verir Mecnunun aşkından misal.

Ney zehir, hem panzehir, ah nerde var,
Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar?

Sırrı bu aklın bilinmez akl-ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

Gam dolu günler zaman hep aynı hal,
Gün tamam oldu, yalan, yanlış, hayal.

Gün geçer yok korkumuz, her şey masal,
Ey temizlik örneği sen gitme, kal!

Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan,
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

Olgunun halinden ah, anlar mı ham?
Söz uzar, kesmek gerektir vesselam.

MEVLANA

DOSTLAR GÜN BUGÜN

Toy, düğün kumaş oldu, ölçüldü biçildi.
Toy, düğün elbise oldu uzun boya.
Toylar, düğünler tam bizim için,
toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

Şekere eş oldu dudu kuşu,
zühre eş oldu aya.
Toylar, düğünler tam bizim için,
toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

Bugün hayat öylesine rahat.
Bugün yürekler öylesine ferah.
Bugün insanlar öylesine kardeş.
Toylar, düğünler tam bizim için,
toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

Ey şehrimizi aydınlatan sultan,
güvey oluyorsun bir güzele bu gece.
Ne de güzel yürüyorsun mahallemizde salına salına,
ne de güzel akıyorsun deremize çağlaya çağlaya,
ey bizi unutmayan, bizi arayan dost,
ey bizim suyumuz, ırmağımız.
Toylar, düğünler tam bizim için,
toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

Dostlarım, gün bugün,
oynayın, raksedin, dönün.
Bir bölük halk deniz gibi köpürüyor,
bir bölük halk dalga dalga secdede.
Bir bölük halk kılıç gibi savaşıyor,
bir bölük halk kanımızı içmede.
İşte girdi gerdeğe nergisle gül,
işte astım davulumu boynuma.

Toylar, düğünler tam bizim için,
toyumuz, düğünümüz kutlu olsun dünyaya.

MEVLANA

DENİZLERİN ÜZERİNDE

Pek acayip bir şey bu:
Güz mevsiminde olduğumuz halde
birdenbire güneş koç burcuna girdi baktım.
Baktım birden bire ilkbahar oldu.
Birdenbire kaynadı kanım.
Nerdeyse hani
bulanıp kanıma
bir deve gibi köpürecek,
bir deve gibi oynamaya başlayacağım.

Bir uzaklaşıp bir yakınlaşması kan dalgalarının.
Kendisinden geçmiş insanla dolu bir ova.
Ölümsüz gözle görülmez bir içki âlemi.

Baktım birdenbire canlandı ölü.
İhtiyarlar baktım genç oluverdi.
Baktım bakırlar kesildi som altın.
Daha iyisi geldi yerine,
daha güzeli geldi baktım,
şehrimizden ayrılanın.

İçki, eğlence, tad sarmış şehrimizi.
Elinde bir kadeh var her sarhoşun.
Kimi doymuş, rahat, kendinde,
İçkiye doğru koşmakta kimi.
Gürül gürül süt ırmağı bir yanda,
bir yanda gürül gürül bal nehri.

Pek acayip bir şey bu:
Bir şehirde padişah bir tane olurdu.
gökyüzünde ay bir tane.
Bu şehir padişahlarla dolu,
gökyüzü aylarla, zuhallerle.

Sen haydi koş var git hekimlere,
orda işiniz yok de sizin.
Orda ne dermansızlık, ne dert var,de.
Orda ne gam, ne kasvet var, de.
Orda ne kadı, ne vali.
Ne bey, ne beyin vergicisi.

Davalar, düşmanlıklar, kavgalar zaten
denizlerin üzerinde hiç bir zaman yürüyemedi.

MEVLANA

DEMEDİM Mİ?

Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?

Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?

Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?

Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben'im demedim mi?

Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
senin kolun kanadın ben'im demedim mi?

Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben'im,
sıcaklığın ben'im demedim mi?

Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?

Söyle, bunları sana hep demedim mi?

MEVLANA

BUGÜN AHMET BENİM

Bugün ahmet benim, 
ama dünkü Ahmet değil. 
Bugün anka benim, 
ama yemle beslenen kuşcağız değil. 

Enelhak kadehiyle 
bir yudum içen sızdı 
Tarılık şarabından. 
Şişelerle, küplerle içtim ben, sızmadım, 
ben, sultanların aradığı sultan. 

Ben hâcetler kıblesiyim. 
Gönlün kıblesiyim ben. 
Ben cuma mescidi değilim, 
insanlık mescidiyim ben. 

Ben saf aynayım, 
sırım dökülmemiş, paslanmamışım. 
Ben kin dolu bir gönül değilim, 
Sinâ dağının gönlüyüm ben. 

Üzüm sarhoşluğu değil benim sarhoşluğum, 
benim sarhoşluğumun sonu yok. 
Tarhana çorbası içmem ben, 
can yemeği yerim, 
içerim can şerbeti. 

İşte sarttı seni 
bir gümüş bedenlinin özlemi. 
Altın haline geldin artık. 
Sen altına âşıksın, 
altın benim rengime âşık. 

Gönlü saf sûfiyim ben, 
benim tekkem âlem, 
medresem dünya benim. 
Değilim abalı sûfilerden. 

İster yakarış eri ol sen, 
meyhane eri istersen, 
bundan sanki ne çıkar? 
Yok cumartesiymiş, yok cumaymış, 
bence ne farkı var? 

Gerçeğin tadını alan er 
ne altına aldırış eder, 
ne kalendar tacına bakar. 
Ne tasası vardır, ne kini. 

Ey Tebriz'li hak Şems'i, 
yüzünü göstermediysen sen, 
yoksul çaresiz kalırdı kulun; 
ne gönlü olurdu, ne dini.

MEVLANA

BU ŞİİR ONDAN UTANIYOR

Bu ne güzel koku böyle, 
bu ne güzel koku. 
Gül bahçesinden yoksa gelen o mu? 
Gece mi bu gelen, misk mi bu, amber mi bu? 
Bu ne güzel koku böyle, 
bu ne güzel koku. 
O pazardan tezcecik yoksa o mu geliyor, 
yoksa güzelimiz geri mi geliyor ne? 

Bu nasıl yüz böyle, 
bu nasıl ışık? 
Bu nasıl ay böyle, 
bu nasıl güneş? 
Mağradan mı çıktı, 
dağdan mı iniyor, 
o yalnızlığın adamı, 
o dost? 

Boş yere arama şarap testisini sen. 
Koklama onun ağzını sen boş yere. 
Şu meyhaneciden mi geliyor sandın onu; 
dostum, onu sen kendin gibi belleme. 

Yolda o yapayalnızsa ne olur? 
Başında sarık yoksa ne çıkar? 
Ne bundan güneşe bir leke olur, 
ne ayın gösterişine zarar. 

Bu gece uyuma dostum, uyuma. 
Bir kolayına getir onu bul. 
Sarhoşlar meclisine hep böyle geceleyin gelir o. 
Bu gece uyuma dostum, uyuma. 

Biz duvara asılı duran resimleriz. 
Bizi yapan ressamın varlık şavkı 
duvarın üzerine bir vurdumu, 
bakarsın o anda canlanıvermiş, kımıldanmışız 
Onun selvi boyu bir göründü mü, 
bakarsın dünya güllük gülistanlık. 
Kalktı bir salındı, kendinibir gösterdi mi. 
bakarsın kıyamet koptu gitti. 

Bakarsın Calinus gibi hastalar ülkesindendir o. 
Bakarsın hayret yurdunda dolaşır hastalar gibi. 

Sustum artık ben, 
sustum artık 
Bu şiir utanıyor ondan.

MEVLANA

BU AYRILIK

Kusuruma bakmayın benim, dostlar, 
bağışlayın beni. 
Ben davullara, bayraklara aldırmayan 
bir padişahın yoluna düşmüşüm, 
deli divane olmuşum. 
Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben, 
çok uzaklardan geçen bir hayal gibi. 
Ama yok da sayılmam hani, 
var olan bir şeyim ben. 

Haydi ben bensiz geleyim, 
sen sensiz gel. 
Ne varsa şu ırmağın içinde var, 
soyunalım iki can, 
dalalım şu ırmağa, hadi. 
Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük, 
bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri. 

Bu ırmakta ne ölmek var bize, 
bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert. 
Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan, 
bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret. 

Durma, çabuk gel, gelmem deme. 
Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum, 
senin şânına sadece gelmek yaraşır.

MEVLANA

BİZİM CANIMIZA GELSİN

Hastalıklar senden uzak olsun, ey canlarımızın rahatı, 
ey gören gözümüz, 
kem gözler senden uzak olsun! 

Bedenin sağlam olsun, ay yüzlü güzel, 
gölgen başımızdan eksik olmasın! 

Gül bahçesine benzeyen yüzün, 
o gönül otlağımız, 
ovamızın yeşilliği, 
nasılsa hep öyle kalsın, 
hep öyle taze, yeşil. 

Bizim canımıza gelsin 
senin bedenine gelen ağrı.

MEVLANA

BİRLİĞE ULAŞ

Beri gel, daha beri, daha beri. 
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle? 
Bu hır gür, bu savaş nereye dek? 
Sen bensin işte, ben senim işte. 

Ne diye bu direnme böyle, ne diye? 
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye? 
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek, 
ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye? 

Zengin yoksulu hor görür, ne diye? 
Sağ soluna yan bakar, ne diye? 
İkisi de senin elin, ikiside, 
peki, kutlu ne, kutsuz ne? 

Topumuz bir tek inciyiz, bir tek. 
başımız da tek, aklımız da tek. 
Ne diye iki görür olup kalmışız 
iki büklüm gökkubbenin altında, ne diye? 

Sen habire gevele dur bakalım, 
habire 'usul boylu birlik çam ağacı' de, 
sonu nereye varır bunun, nereye? 

Şu beş duyudan, altı yönden 
varını yoğunu birliğe çek, birliğe. 
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur, 
insanlara karıl, insanlara, 
insanlarla bir ol. 
İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz. 
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane. 

Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini. 
Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini. 
Tertemiz can canlığını işler, canlığını. 
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini. 

Ama sen canı da bir bil, bedeni de, 
yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine, 
hani bademler gibi, bademler gibi. 
Ama hepsindeki yağ bir. 

Dünyada nice diller var, nice diller, 
ama hepsin de anlam bir. 
Sen kapları, testileri hele bir kır, 
sular nasıl bir yol tutar, gider. 
Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak, 
can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

MEVLANA

BİR OLUR MU?

Biri geldi, hoca Senai öldü dedi. 
Yabana atılır bir er değildi ki, omuz silkelim. 
Saman çöpü değildi ki uçtu diyelim. 
Su değildi ki, soğuktan dondu diyelim. 
Tarak değildi ki, bir saç teli kırdı onu diyelim. 
Buğday tanesi değildi ki, toprakla kayboldu diyelim. 

O şu toprak yurtta bir altın gömüsüydü. 
Bir arpaya sayardı iki cihanı. 
Aldı topraktan yaratılan bedeni bir gün, 
fırlattı toprağa attı. 
Aldı götürdü akıl denen şeyi. 
Yanlış laf mı ediyoruz ne? 
Kimsenin bilmediği bir can daha vardı, 
bağışladı gitti o canı sevgiliye. 

Saf şarap tortu koyvermişti. 
Safı tortunun üstüne çıkmıştı, 
arınmıştı tortudan. 

Günlerden bir gün, azizim, 
yolda birbirlerine rastlamışlar, 
birlikte yolculuk etmişlerdi, 
bir kürt, bir maraga'lı, bir rey'li, 
bir de rum ülkesinden biri. 

Biri olur muydu atlas kumaşla kara çul? 
Elbet yollar ayrıldı bir gün. 
her biri kendi yurduna gitti.

MEVLANA

BİR GECECİK

Bir gececik uyuma, ne olur. 
Ayrılık kapısını çalma bir gececik. 
Bir gececik dostların gönlü olsun, 
ne olur sabahı et bir gececik. 

Bir gececik gözlerimiz seninle aydın olsun, 
kör olsun şeytan bir gececik. 
Dünyayı güzel kokular sarsın bütün. 
Karanlıklardan ışıklar aksın ovalara. 
Sofrandakiler dirilsin bir gececik. 

Bir gececik uyuma, ne olur. 
Ayrılık kapısını çalma bir gececik. 
Bir gececik ata bin, meydana gel. 
Gönüller bir gececik rahat olsun, 
göğüsler meydana dönsün bir gececik. 

Yeniler giyinelim biz kulların. 
Musa gibi sen bir sopa al eline. 
Sopa bir anda elinde yılan olsun. 
Süleyman gibi sen karıncaların yanına var. 
Karıncalar bir anda birer Süleyman olsun. 

Ne olur, bir gececik kapısını çalma ayrılığın.

MEVLANA

BERİ GEL

Beri gel, daha beri, daha beri.
Bu yol vuruculuk nereye dek böyle?
Bu hır gür, bu savaş nereye dek?
Sen bensin işte, ben senim işte.

Ne diye bu direnme böyle, ne diye?
Ne diye aydınlıktan kaçar aydınlık, ne diye?
Topumuz bir tek olgun kişiyiz, bir tek,
Ne diye böyle şaşı olmuşuz, ne diye?

Zengin yoksulu hor görür, ne diye?
Sağ soluna yan bakar, ne diye?
İkisi de senin elin, ikiside,
Peki, kutlu ne, kutsuz ne?

Topumuz bir tek inciyiz, bir tek.
Başımız da tek, aklımız da tek.
Ne diye iki görür olup kalmışız
İki büklüm gökkubbenin altında, ne diye?

Sen habire gevele dur bakalım,
Habire 'Usul boylu birlik çam ağacı' de,
Sonu nereye varır bunun, nereye?

Şu beş duyudan, altı yönden
Varını yoğunu birliğe çek, birliğe.
Kendine gel, benlikten çık, uzak dur,
İnsanlara katıl, insanlara,
İnsanlarla bir ol.
İnsanlarla bir oldun mu bir madensin, bir ulu deniz.
Kendinde kaldın mı bir damlasın, bir dane.

Erkek arslan dilediğini yapar, dilediğini.
Köpek köpekliğini ede durur, köpekliğini.
Tertemiz can canlığını işler, canlığını.
Beden de bedenliğini yapar, bedenliğini.

Ama sen canı da bir bil, bedeni de,
Yalnız sayıda çoktur onlar, alabildiğine,
Hani bademler gibi, bademler gibi.
Ama hepsindeki yağ bir.

Dünyada nice diller var, nice diller,
Ama hepsin de anlam bir.
Sen kapları, testileri hele bir kır,
Sular nasıl bir yol tutar, gider.
Hele birliğe ulaş, hır gürü, savaşı bırak,
Can nasıl koşar, bunu canlara iletir.

MEVLANA

BEN BENDE DEĞİL

Ben bende değil, sende de hem sen, hem ben, 
Ben hem benimim, hem de senin, sen de benim, 
Bir öyle garip hale bugün geldim ki 
Sen benmisin, bilmiyorum, ben mi senim.

MEVLANA

BAŞKA YARINLAR

Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin, 
bugün dudağında başka bir tad var, 
boyunda başka bir yücelik. 
Bugün kırmızı gülün bir başka daldan. 

Ayın gökyüzüne bugün sığmamış. 
Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş. 
Hangi yanından kalktın bu sabah, söyle, 
bir başka kavga var dünyada senin yüzünden, 
dünyada bir başka gidiş 

Biz senin gözlerinden gördük 
arslanlara meydan okuyan o ceylanı, 
Başka bir ovası var o ceylanın bugün 
iki cihandan da dışarı 

Seven insanın ayağı mı yok, 
işte ona ölümsüzlük kapandı. 
Yukarlarda onunla uçar gider. 

Gözlerinin denizinde onu arama. 
Oinci bir başka denizde. 

Bakarsın bugün sever bu yürek, 
yarın sevilir bakarsın. 

Yüreğimin özünde başka yarınlar var.

MEVLANA

BAHAR

Sevgili tutmuş yularımdan beni, 
develer gibi habire çeker. 
Esrik devesini böyle nereye götürür, 
böyle hangi katara? 

Hem canımı çiğnedi benim o, 
hem bedenimi çiğnedi. 
Gönlümü bağladı benim o, 
kırdı şişemi. 

Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem, 
nereye götürür beni. 

Sevgili takar beni oltasına, 
atar karaya balık gibi. 
Sevgili kurar gönlüme bir tuzak, 
avcıdan yana çeker sürür beni. 

Bakarım tabiat başlar büyük işine: 
Bulutlar gelir uzaktan 
katar katar, küme küme. 
Bulutlar sular ovaları. 
Bulutlar yürür dağlara doğru. 
Uyanır açar gözlerini yeryüzü. 
Gökler çalar davulunu. 
Dalların gönlüne çeker gülün özü 
en güzel kokusunu baharın. 
Tohumun gönlü başlar vermeye tohum. 
Ağaç durmadan söyler, döker içini.

MEVLANA

ALLAHIM BU VUSLATI HİCRAN ETME

Allahım bu vuslatı hicran etme 
Aşkın sarhoşlarını nalan etme 

Sevgi bahçesini yemyeşil bırak 
Bu mestlere bahçelere kasdetme 

Dalı yaprağı vurma hazan gibi 
Halkını başı dönmüş zelil etme 

Kuşunun yuvasının ağacını 
Yıkma da kuşlarını perran etme 

Kumunu ve mumunu karıştırma 
Düşmanları kör et de şadan etme 

Hırsızlar aydınlığın düşmanıdır 
Onların işlerini asan etme 

İkbal kıblesi yalnız bu halkadır 
Umut kabesin öyle viran etme 

Bu çadır iplerini öyle katma 
Çadır senindir eya sultan etme 

Yok dünyada hicrandan daha acı 
Ne istiyorsan et de onu etme

MEVLANA

6 Temmuz 2013 Cumartesi

AĞIT

Göz gamın ne olduğunu bilseydi,
gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,
padişah bu acıyı duysaydı;
göz gece demez gündüz demez ağlardı,
gökler yıldızlara, güneşle, ayla
gece demez gündüz demez ağlardı.
padişah bakardı ününe,
tacına, tahtına, tolgasına, kemerine,
gece demez gündüz demez ağlardı.

Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,
uçan kuş avlanacağını bilseydi,
gerdek gecesi bu özlemi görseydi;
gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,
uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,
gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.

Zaloğlu bu zülmü görseydi,
ecel bu çığlığı duysaydı,
cellâdın yüreği olsaydı;
Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,
ecel bakardı kendine ağlardı,
cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.

Kumru, başına geleceği duysaydı,
tabut, içine gireni bilseydi,
hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
kumru selviden ayrılır ağlardı,
tabut omuzda giderken ağlardı
öküzler, beygirler, kediler ağlardı.

Ölüm acılarını gördü tatlı can,
koyuldu işte böyle ağlamaya.
Olanlar oldu, gitti dostum benim.
şu dünya bir altüst olsa, aülasa yeri var.
öylesine topraklar altında kalmışım 


MEVLANA CELALEDDİN RUMİ